31 Temmuz 2009 Cuma

İstanbul'da Hafta sonu Yapılabilecekler...


İstanbul gerçekten çok büyük bir şehir. Gelip de yapılamayacak şey yok. Yarın hafta sonu isterseniz deniz kenarına gidin,isterseniz alışveriş merkezlerine,isterseniz yakınlarda denize girilebilecek yerlere, isterseniz de sinemaya... Ama İstanbul'un taşının toprağının tarih olduğunu da unutmayın ve bence mutlaka bu yerleri görün.Tarihi yerleri gezmek istiyorsanız Avrupa Yakası'na geçeceksiniz. Gidilebilecek tarihi yerler :


Yerebatan Sarnıcı : Her gün açık. 09:00--18.30 saatleri arasında görülebilir. Öğrenci ve öğretmenlere 3 TL. Tam 10 TL ( Not: Ben gittim kapısında indirimli 3tl, tam 10tl yazıyordu;ancak websitesinde T.C. vatandaşlarına 3TL yabancı turistlere 10TL olduğu yazıyor)
Yerebatan Sarnıcı'nda Müze Kart geçmiyor.


Topkapı Sarayı : Salı günleri dışında her gün açık.Giriş 20 TL. Lise öğrencilerine ücretsiz(17 yaş sınırı var) Üniversite öğrencileri için de indirimli sanırım.Harem bölümü için ayrı bilet almak gerekiyor. Müze kart geçiyor.


Ayasofya Müzesi : Pazartesi günleri dışında her gün açık. Sanırım giriş 10 TL. Müze kart büyük ihtimalle geçiyor.(emin değilim.)


Dolmabahçe Sarayı :Pazartesi ve Perşembe dışında her gün 09:00-16:00 arası açık.Bilet tam 20TL, öğrenci-öğretmen 1TL. Ayrıca 0-6 yaş arası da ücretsiz.Yalnız burada rezervasyonla bilet satış sistemine geçilmiş. Arayıp bilet rezervasyonu yaptırmanız gerekiyor. Aynı gün için bilet ayırtamıyorsunuz.Dolmabahçe Sarayı'nın çok da güzel bir sitesi var : http://www.dolmabahce.gov.tr/
Hepsi de gezilip görülmeye değecek yerler. İstanbul'da yaşayıp da hala görmeyen kaldıysa bence mutlaka gidip görsün gezsin. Elimizdekilerin kıymetini bilelim. İyi hafta sonları herkese ...
(Not: Resim internetten alınmıştır.)

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Çocukluğumun Televizyon Programları







80'li yıllarda doğanlar bence en güzel çocukluğu yaşamış olanlar.








Benim çocukluğumda gerçekten televizyon henüz bu kadar kirlenmemişti. Çok güzel eğlendirici,öğretici programlar vardı.



Çocukluğum diyince aklıma hemen Susam Sokağı gelir. Çok severdim.Hala da bazen videolarını bulup izlerim.


TRT-1 de yine bir program vardı.Bunu hatırlayan var mı çok merak ediyorum.Çünkü sorduğum kimse hatırlamıyor.Molly diye çilli bir kız çıkardı.Uzun çizgili çorapları vardı.Kocaman bir koltuğun üzerinde oturur bir şeyler anlatırdı. O kanepedeki yastıkların arkadasından yine kocaman bir sürü şey çıkarırdı. Tenis hakkında konuşuyorsa yastığın arkasından tenis raketi çıkarırdı mesela.










Çizgi filmlerden hatırladıklarım Ninja Kaplumbağalar,Arı Maya, He-Man. Özellikle Ninja Kaplumbağaları çok severdim.
Bir de Sevimli Ayıcıklar'dı galiba.Renk renk ayıcıklardı.Gökkuşağının üzerinden kayarlardı.
Çok sevimlilerdi gerçekten de :)


















Dizilere gelince aklıma ilk gelenler : Lassie,Flipper ve Alf.
Lassie'yi çok severdim. O zamanlar bütün köpekler benim için Lassie'di. Alf'i hiç sıkılmadan izlerdim.Oyuncakları falan çıkmıştı o arada hatta. Küçücük bir Alf oyuncağım vardı. Uzun yıllar sakladım ama sonra kayboldu sanırım :(

Flipper da çok güzeldi. Yunusları sevme nedenim bile olabilir. Nasıl tüm köpekler Lassie ise,tüm yunuslar da Flipper'dı. Bir dizi daha vardı. Adını yanlış hatırlıyor olabilirim.Sanırım "Koca Ayak"tı. Yine bir aile vardı. Küçük de bir erkek çocukları. Gizli gizli o gorili eve alır,saklardı.Yoksa evdekilerin de haberi var mıydı? Hatırlamıyorum :)


Kuzen Larry- Kuzen Balki unutulmaz tabii ki :) Bunun yanında Full House izlerdim. Sevimli ikizler ve yakışıklı dayıları :)

Altın Kızlar izlerdik ailece yine.
Cosby Ailesi ( The Cosby Show) nasıl unutulabilir ki ? "Yalan Rüzgarı "ve "Cesur&Güzel" dizileri vardı. Yıllarca devam etti her ikisi de. Hatta bir kaç sene öncesine kadar hala televizyonda gösteriyorlardı. Hala var mı bilmiyorum. Dallas vardı bir de. Herkesin izlediği. Ben hatırlamıyorum bu diziye dair bir şey.



Başka neler vardı ? Buz pateni gösterileri olurdu. Oturup onu izlerdim.Kendimi de hayal ederdim :) Yine belirli zamanlarda TRT'de rastlıyorum,izliyorum. Yine kendimi hayal ediyorum :)
Unutmadan TRT'de yine sirk gösterileri olurdu. Korka korka izlerdim. Şimdi pek denk gelmiyorum. Barış Manço'yla 7'den 77'ye vardı. Çok eğlenirdim onu izlerken de. Aynı zamanda öğretici bir programdı.


Dediğim gibi biz çok şanslıydık. Şimdiki nesil ne yazık ki bunlar olmadan büyüyor. Ben hala arkadaşlarımla bu çizgi filmler,diziler,programlar üzerine konuşuyorum. Birbirimize unuttuklarımızı hatırlatıyoruz en azından. Olsa da izlesek yine diyoruz.
Gelecek nesilin aralarında konuşacağı şey sanırım televizyondaki ağız kavgalarından ibaret olacaktır. Magazin programları ve saçma sapan yarışmalarla vakit geçirecekler. Üzücü bir durum gerçekten de.
Tekrar konuya dönecek olursak... Benim hatırladıklarım bunlar. Sizlerin de aklına gelenler varsa lütfen söyleyin.Eğer bir eksiğim,yanlışım varsa uyarırsanız sevinirim. Bu güzel yıllara dair bir yanlışlık olsun istemem...



27 Temmuz 2009 Pazartesi

Toplumsal Sorun


İnsan toplumsal bi varlıktır.Bunu bize ilkokuldan beri öğretirler.Ancak ne yazık ki toplum içinde yaşamasını bilmeyen bir varlıktır. Günlük yaşantımız gereği hepimiz ya özel arabamızla,ya otobüsle,ya taksiyle,ya da minibüs/dolmuş kullanarak gideceğimiz yere varıyoruz. Çoğunluk toplu taşıma araçlarını tercih ediyor ,bu da bilinen bir şey zaten. Ben de toplu taşıma araçlarını kullananlardanım. Geçenlerde başıma şöyle bir olay geldi. Şehirler arası otobüsle bir yere gitmem gerekiyordu.Ben bindim bir kaç duraklama yerinden sonra yanıma 20li yaşlarda bir kız oturdu. Zaten bindiğinde parfüm kokusu ondan önce geldi.Ben korkulu gözlerle lütfen yanıma oturmasın diye dua ederken birine koltuk numarasını söyledi.Tabii ki benim yanım. Neyse ben kendimi zaten kokuya alışırım bir süre sonra diye avutmaya başladım.Öyle de oldu. Bir süre sora o kadar yoğun hissetmedim.



Yolculuk boyu sürekli elinde telefonu vardı.Mesaj yazdı.Bir ara uyudu.Uyandı.Mesaj yazdı.Konuştu.Uyumaya devam etti.Artık ineceği yere 15-20 dakika kalmıştı ki hemen çantasını acele acele karıştırmaya başladı.Makyaj çantasını buldu:) Aynasını çıkardı.Makyaj yapmaya başladı.Fondoteni sürdü hızlı hızlı.Rujunu sürdü,gözüne kalem çekti.Farını,rimelini sürdü.Ciddi ciddi makyaj yaptı yani otobüste.Sonra ineceği yere epey yaklaştıktan sonra çantasından parfümünü çıkardı. Bir güzel parfüm banyosu yaptı. Ama o kokuyu anlatmanın bir yolu yok. Bu kadar ağır,insanın nefesini tıkayan pis bir parfüm olamaz.Sıktı ve indi.



Benim bu yazıyı yazma nedenim oldu. Şimdi ben gerçekten çok sinirleniyorum bu düşüncesizliğe.Düşünsenize şehirler arası toplu taşıma aracı.Kendi özel aracınızdaymış gibi ya da resmen evinizdeymiş gibi rahat davranamayacağınız yer.Her telden insan var. Genci,yaşlısı,çocuğu... Bu insanlardan herhangi birinde astım,nefes darlığı,mide bulantısı vs. gibi bir şikayet olabilir.Parfüme alerjisi olan biri olabilir.Kimin ne hakkı var buna sebep olmaya.Bir insanı rahatsız etmeye.



Hadi diyelim ki bunların hiç biri yok. O kadar ağır bir parfümü benim yanıbaşımda sıkarak üstüme o pis kokunun sinmesine sebep olmaya ne hakkın var. Parfümü de otobüste sıkma yani.Ne gerek var.



Herkese soramazdı belki ama yanında oturan insan olarak bana bir sakıncası olup olmadığını sorabilirdi.En azından sormalıydı.

26 Temmuz 2009 Pazar

Çat kapı!


Oldum olası misafirlerden pek hoşlanmam,haber vermeden gelenleri hiç sevmem zaten. Ne kadar yakın olunursa olunsun nezaketen bence bir telefon açılıp geleceklerini haber vermeleri gerekir. Kimseye böyle bir şey yapmadığım gibi bana da yapılmasını istemem.


Çat kapı gelmekten ne zevk alırlar onu da anlamam. Haber ver ki insanların kendilerini toplaması için biraz vakitleri olsun. Gündelik kıyafetleriyle misafir karşılamak istemezler insanlar.Aniden gelen bir misafir beni gündelik kıyafetimle görürse ben kendimi çok kötü hissederim. Sonuçta daha rahat kıyafetler giyilir.Ne bileyim ya da eviniz dağınıktır.Uzun zamandır vaktiniz olmamıştır her şey düzensizleşmiştir. Bu durumda eve bir misafir gelirse aniden olacak şey şudur : Ne kadar çekmece,gardrop vs varsa hepsi rastgele açılır ve o dağınıklık ortadan kaldırılmaya çalışılır.


Başka bir olasılık da belki evinizde onlara ikram edecek bir şey yoktur.Misafir umduğunu değil bulduğunu yer belki ama herkes aynı olmuyor malesef. Diğer bir olasılık da belki evdekilerle o gün bir plan yapmışsınızdır güzel bir film izleyeceksinizdir.Kimsenin bunu berbat etmeye hakkı yok bence.Evde olmak değil de dışarda olmak istersiniz belki.Önceden bir planınız vardır.Tam kapıdan çıkarken karşınızda misafirlerinizi görmek en son isteyeceğiniz şeydir.Sonuçta bir taraf iptal edilir.Muhtemelen bu da planınız olur.


Misafirin en kötüsü çat kapı gelendir ama daha da kötüsü bu çat kapı gelmeyi alışkanlık haline getirenlerdir. Sadece ben mi rahatsız oluyorum bu durumdan bilmiyorum ama gerçekten bana işkence gibi geliyor.

24 Temmuz 2009 Cuma

Konfüçyüs'ten bir öğreti


Konfüçyus, bazı insanlara bir şey öğretmenin en iyi yolunun bunu örneklerle göstermek olduğunu biliyordu.Bu yüzden sınıfın tam karşısına geçti.Eline bir vazo aldı, tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde bir elma vardı.Öğrencilerin meraklı bakışları arasında, elmayı vazonun içinde bıraktıktan sonra, vazoyu yere koydu ve şöyle dedi:


"Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı yiyebilir."


Çocuklardan biri açıkmıştı, ilk o davrandı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu.Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalışıyor, ama başaramıyordu.


"Elimi çıkaramıyorum!"


Konfüçyus, "Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmediğin sürece, elini çıkarman mümkün olmayacaktır," dedi.


Çocuk elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda zorunlu olarak bıraktı.Elini vazodan çıkardığında, yüzünde şaşkınlık okunuyordu.Elmanın vazodan nasıl çıkarılabileceği konusunda sizin bir fikriniz var mı? Konfüçyus, vazoyu yerden alıp ters çevirdi.Elma vazonun içinden yuvarlanıp avucunun içine düştü.Çocukların hepsi gülmeye başladı.Aslında o kadar basit bir şeydi ki bu!Konfüçyus: "Fakat bu, göründüğü kadar basit değil," dedi. Elmayı havada tutuyordu konuşurken."Bazen bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek, zor bir iştir.Onu bırakabilmek de bir beceridir.Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz.Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekarlığı hemen durdurmalısınız.işte, ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz."

Jeane Manson-- Avant de nous dire adieu




Jeane Manson'dan mükemmel bir parça.


23 Temmuz 2009 Perşembe

Ömer Hayyam'dan...


1

Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömürden;
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen


2

Yaşamanın sırlarını bileydin
Ölümün sırlarını da çözerdin;
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok
Yarın, akılsız, neyi bileceksin?


3

Varlığın sırları saklı, benden;
Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben.
Bizimki perde arkasında dedi-kodu:
Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.


4

Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değil miyiz?

5

Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alsın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!

6

Niceleri geldi, neler istediler;
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler;
Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler


7

Senden benden önce kadın erkek niceleri
Şenlendirip süslediler dünya denen yeri
Senin tenin de toprağa karışacak yarın
Senden beslenecek nice insan bedenleri


8

Gönül, her an sevdiğinin kapısında ol;
Her istediğini onda ara, onda bul.
Aşk tavlasında hileye kaçma kalleşçe:
Koy canını ortaya, soyulursan soyul.


9

Sarhoş oldum mu aklım azalır;
Ayıldım mı sevincim dağılır.
Ne sarhoş, ne ayık bir hal var ya?
En güzeli öyle yaşamaktır.


10

Gül yanaklı sevgiliyi saramaz insan
Yüreğine diken batmadan, vurulmadan.
Kim bir güzelin saçına dokunabilmiş
Tarak gibi diş diş, didik didik olmadan